Bebeklerimizin Beslenmesi

Görsel

Bebeklerimizin sağlıklı gelişebilmeleri için anne sütünün önemi yadsınamaz. Doğumdan sonraki ilk 4-6 ayda, anne sütü bebek için gerekli tüm besinleri kapsar ve tek başına yeterlidir.

Anne sütünün yeterli olup olmadığına, bebeğin gelişmesinin izlenmesiyle karar verilir. Anne sütü almasına rağmen, ağırlık artışı yeterli düzeyde olmayan bebeklere ek olarak formül mamalar veya formül mama alınamıyorsa uygun oranlarda sulandırılmış inek sütü verilir.

Herhangi bir nedenle, anne sütünden mahrum kalıyorsa, ilk aylar için hazırlanmış formül mamalar tercih edilmelidir. Verilecek formül mama için doktorun önerisinin alınması ve mama hazırlama önerisine uyulması son derece önemlidir.

İçindeki demir yeterli emilemediği, kolay mikroplandığı ve gizli barsak kanamalarına neden olduğu için, zorunlu olmadıkça çocuklara inek sütü verilmemelidir.

Ekonomik nedenlerle inek sütü kullanımının zorunu olduğu durumlarda, ilk ayda yarı yarıya, 2-3-4. aylarda 2 kısım süt, 1 kısım su şeklinde sulandırmak gerekir.

Her çay bardağı süt ölçüsüne 1 tatlı kaşığı şeker, 1 çay kaşığı zeytinyağı ilavesi inek sütünün neden olduğu kabızlığı önler.

4-6 ay arası bebeğin ek gıdalara alıştırıldığı süredir. Ek gıdalara başlarken dikkat edilmesi gereken hususları bir sonraki yazımızda aktaracağız.

KidoMani.com’da çok çeşitli biberon maması ve kavanoz maması bulabilirsiniz.

Emziren Anneler İçin Öneriler

emziren-anne-diyeti

Anne sütünün yetmesi için gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su verilmeden, bebek doğar doğmaz, ilk yarım saat içinde mutlaka emzirilmelidir. Ayrıca anne psikolojik olarak emzirmeye hazır olmalı, sütün yeteceğine inanmalı ve sık aralıklarla emzirmelidir.

Anneye ağır işler yüklenmemeli, eşinden ve çevresinden ilgi ve şefkat görmeli, huzurlu ve mutlu olması sağlanmalıdır.

Anne sütünün yeterli salgılanması, aşağıdaki beslenme örneğinden belirtildiği gibi annenin uygun aralıklarla gerekli gıdalarla birlikte bol sıvı almasıyla mümkündür.

Emziren Anneler İçin Günlük Mönü Örneği:

Kahvaltı: Ihlamur, 1 su bardağı süt (şekerli), 1 yumurta veya peynir, 10 gr. yağ veya zeytin, pekmez veya bal, 1 dilim ekmek, 1 porsiyon veya meyve suyu.

Ara Öğün: Süt (şekerli) veya meyve suyu veya ayran veya şerbet, limonata, komposto

Öğle yemeği: 100 gr. et veya etli bir yemek (sebzeli köfte, balık, tavuk vs.), kurubaklagil yemeği, 1 porsiyon pilav veya makarna, 1 kase yoğurt veya ayran, 1 porsiyon meyve veya suyu, mevsim salatası

Ara Öğün: 1 kibrit kutusu kadar peynir, ekmek, domates veya meyve

Akşam Yemeği: Çorba (sebze, tarhana, mercimek, yoğurtlu çorbalar), 100 gr. et, balık, tavuk veya kıymalı sebze yemeği, 1 kase yoğurt veya sütlü tatlılar, 1 porsiyon meyve, 1 dilim ekmek

Yatarken: 1 su bardağı süt veya sütlü tatlılar veya yoğurt

Anne Sütünün Önemi

Görsel

Anne sütünün besleyici içeriği, sütün dönemine göre, anneden anneye, günden güne ve beslenmeden beslenmeye değişir. Anne sütünün üç farklı dönemsel şekli vardır:

Kolostrum: Emzirmenin ilk günlerinde koyu sarımsı bir sıvı olarak üretilir. bu süt yüksek değerli protein, mineral ve koruyucu faktörler (antikorlar) içerir.

Geçiş sütü: Süt akmaya başladıktan sonra yüksek konsantrasyonlu protein ve mineraller düşme eğilimi gösterir. Enerji düzeyi, yağ ve laktoz yavaş yavaş yükselir. Geçiş dönemi yaklaşık iki hafta sürer.

Olgun süt: Renk olarak açık ve yoğunluk olarak incedir. Her ne kadar olgun anne sütünün içeriğinde değişiklikler olsa da, süt üretiminin bu aşaması en sabit basamak olarak ele alınır ve anne sütünün içeriği konusunda referans olarak kabul edilir.

Bebeğin sağlıklı gelişmesi, büyümesi ve hastalıklardan korunması için en iyi gıda anne sütüdür. İlk 4 – 6 ay süresince anne sütü, bebek için gerekli tüm besinleri içerir ve tek başına yeterlidir. Anne sütü verilmesi ile anne çocuk ilişkisi de en iyi şekilde sağlanmış olur. Çocukta mutluluk ve güven duygusu gelişir.

Bir sonraki blog yazımızda anne sütünün yeterli salgılanması için beslenme önerilerinde bulunacağız.

KidoMani.com’da halihazırda indirimdeki emzirme ürünlerine aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz:

Kraft Smart AV33 Elektrikli Göğüs Pompası:

http://www.kidomani.com/Kraft-Smart-AV33-Elektrikli-Gogus-Pompasi,PR-3173.html

Chicco 4’lü Süt Saklama Kapları:

http://www.kidomani.com/Chicco-4-lu-Sut-Saklama-Kaplari,PR-1152.html

Okula Dönüşte Yaşanan Sorunlar

Image

Yoğun geçen bir yazın ardından kış sezonuyla birlikte blog yazılarımıza da tüm hızımızla geri dönüyoruz. Annelerin hem kendileri hem de bebeklerine dair tüm ihtiyaçlarını online alışveriş rahatlığıyla karşılayabilecekleri bir adres olma hedefiyle yola çıkan KidoMani.com’da 4000’i aşkın ürünle başlayan maceramızda ürün sayımız 7000’i aşmış durumda diyerek blog yazımıza, yani çocukların – ve dolayısıyla ailelerin – yaz tatili sonrasında okul sezonunun başlamasıyla birlikte yaşadıkları sorunlara dönebiliriz.

Deniz, güneş ve eğlenceyle dolu bir yaz tatilinin ardından okula dönmek çocuklar için zor bir süreçtir. Okula geri dönen çocuklar, yaz tatili esnasında yüzleşmedikleri duygusal, sosyal ve eğitimle ilgili bir takım güçlüklerle karşı karşıya kalır. Bu sorunların arasında eski arkadaşlarıyla aynı sınıfta olup olamayacaklarına dair endişelerden tutun da öğretmenlerle olan ilişkileri, anne babalarını tatilde olduğu kadar sık göremeyecek olmanın yarattığı sıkıntı ve hatta öğle yemeğini kiminle yiyeceklerine dair endişelere varıncaya dek pek çok sorun sayılabilir.

Bu gibi sorunlarla başa çıkmak için bir takım önerilerde bulunabiliriz:

1. Endişeleri belirleyip konuşun: Eğer çocuğunuz kreşe, ana okuluna yahut ilkokula başlayacak ya da bir okul değişikliği yapacaksa endişe duyması son derece normaldir. Çocuğunuzda böyle bir duygu durumu fark ettiyseniz onunla konuşabilir, bu gibi endişelere yalnızca kendisinin değil pek çok arkadaşının kapıldığından bahsedebilir ve kendi okula başlama deneyimlerinizi aktarabilirsiniz.

2. Okula dönüş partisi düzenleyin: Çoğu çocuk okullar açılmadan birkaç hafta önce endişe duymaya başlayacağından yaz tatili boyunca görmediği arkadaşlarını davet edebileceğiniz küçük çaplı bir ‘okula dönüş’ partisi düzenleyebilirsiniz.

3. Erken kalkın: Özellikle okulun ilk gününde normal şartlar altında kalkmanız gereken saatten en az 10-15 dakika önce kalkıp çocuğunuzu da erken kaldırın. Böylelikle kahvaltı etme, onunla biraz daha konuşma ve acele etmeden hazırlanma şansına sahip olabilirsiniz.

4. Desteğinizi hatırlatın: Çocuklarınıza kendilerini kötü hissettiklerinde sizinle konuşabileceklerini ve onlara her zaman destek olacağınızı bir kez daha hatırlatın.

5. Okulla önceden görüşün: Çocuğunuzun gittiği/gideceği okulla önceden görüşüp halihazırda bildiğiniz rutinlerde değişiklik olup olmadığını öğrenin. Varsa bunlar hakkında bilgi alıp çocuğunuza aktarın.

Elbette ki yaşanan sorunlar ve işe yarayacak çözümler kişiden kişiye değişiklik gösterecektir, fakat her ne olursa olsun sağlıklı bir iletişimin üstesinden gelemeyeceği bir sorun olmadığını unutmayın.

Bebeklerle İletişim

Image

Bebekler doğdukları andan itibaren çıkardıkları sesler, yüz ifadeleri ve/veya el kol hareketleriyle iletişim kurmaya başlar. Dertlerini bu şekilde ifade etme çabaları yetişkinlerden bir takım tepkiler çekmeye başladığındaysa iletişim kurma becerileri gitgide artar.

Bebeğinizin ağlayışı yahut hareketleri genellikle o anki ihtiyacına göre değişiklik gösterir ve siz de bunu zaman içinde öğrenerek isteklerini daha rahat bir şekilde anlamaya başlayabilirsiniz. Bebekler aynı zamanda dış uyaranların – ışık, ses, gürültü gibi – fazla olduğu ortamlarda herhangi bir fiziksel sebep olmadan da ağlayabilirler.

Bebekler insan sesiyle diğer sesleri birbirinden ayırt edebilirler. Dolayısıyla onunla konuştuğunuzda nasıl tepkiler verdiğine dikkat edebilirsiniz. Örneğin pusetinde ağlayan bebeğinize yaklaştığınızda geldiğinizi fark edip hemen nasıl sakinleştiğini, yahut siz onunla konuşurken başka bir yöne bakıyor olsa bile sesinize nasıl kulak verdiğini görebilirsiniz. Ve bebeğinizin doğumundan sonraki ilk ay içinde o eşsiz ilk gülümsemesiyle karşılaşabilirsiniz.

Bebeklerin her günün aynı zaman diliminde ağlama krizleri yaşamalarına sıklıkla rastlanır ve bu krizler genellikle akşamüzeri saatlerinde yahut güneş battıktan sonra başlar ve gece yarısına kadar dahi sürebilir. Bu şekilde en az 3 hafta boyunca haftada en az 3 gün ağlama krizi yaşayan bebeklerin durumuna kolik adı verilir. Her ne kadar rahatsızlık verici bir süreç olsa da kısa bir sürede kendi kendine geçeceğini bilmek sizi rahatlatabilir. Çoğu bebek genellikle 3-4 aylıktan sonra bu süreci atlatmış olurlar.

Bebeğiniz normalden uzun bir süre boyunca ağlıyor ve ağlaması size her zamankinden farklı geliyorsa doktorunuzla görüşmenizde fayda vardır.

Bebeğinizle konuşurken sert ve ani yüksek ses kullanımından kaçının zira bu onu korkutup ağlamasına neden olacaktır. Benzer şekilde siz her telefon görüşmesi yaptığınızda ağlamaya başlarsa da şaşırmayın. Bebekler onlarla ilgilenmediğinizde bunu anlarlar.

Ve hepsinden önemlisi bebeğiniz sizi henüz anlamıyor bile olsa onunla bir yetişkinle konuşur gibi konuşmaya devam edin. Ona gün içinde yaptıklarınızı anlatın. Böylelikle dile dair sesleri gündelik hayatla ilişkilendirmeye başlayacaktır. 

Çocuklarda Paylaşma Duygusu

Image

Çocuklarımız büyüdükçe onların diğer çocuklarla sorun yaşamadan ve eğlenerek oynayabilmelerini isteriz. Fakat bu çoğu zaman çocuklarımızın paylaşımcı davranmalarını gerektirir. Paylaşımcılık doğuştan gelen bir özellik değildir, öğrenilir ve ebeveynler zaman zaman çocuklarının gelişim dönemlerine uygun olmayan zamanlarda paylaşım beklerler. Oysa küçük çocuklar ‘senin olan her şey aynı zamanda benimdir’ dürtüsüyle hareket ederler ve en son istedikleri şey de paylaşmaktır. 

Elbette ki yaşları büyüdükçe hayatta her zaman istediklerini elde etmekten daha önemli şeyler olduğunu da anlayacaklardır fakat o zamana kadar oyun alanındaki ‘itiş-kakış’ esnasında hakemlik yapmanız gerekebilir. 

Peki ama paylaşma duygusu doğuştan gelmiyor ve öğretilebiliyorsa çocuklarımızın paylaşmayı öğrenmeleri için neler yapabiliriz? İşte bazı öneriler: 

  • Onlara örnek olun. Her zaman olduğu gibi çocuklar ebeveynlerini model alırlar ve bu durum paylaşma duygusu için de geçerlidir. Örneğin ona iyi bir örnek oluşturabilmek için evde bir sandviç ya da çikolata yiyorsanız onu yanınıza çağırıp paylaşabilirsiniz. Bu son derece basit davranış dahi paylaşmanın önemini anlayabilmesi için bir fırsattır. 
  • Arkadaşlarıyla yahut kardeşleriyle paylaşımda bulunduğunu gördüğünüzde sarf edeceğiniz yüreklendirici birkaç cümle çocuğunuzun kendisini daha iyi hissetmesini ve bu davranışı yinelemek istemesini sağlayacaktır. 
  • Çocuklarınız üç yaşına gelene dek paylaşmalarını beklemeyin. 
  • Eğer çocuklar bir oyuncak için kavga ediyorlarsa oyuncağı ellerinden alın ve onu kavga etmeden paylaşabilecekleri bir çözüm bulduklarında geri alabileceklerini söyleyin. 
  • Paylaşmanın madde paylaşımından fazlası olduğunu öğretin. Zamanın, duyguların, fikirlerin de paylaşılabileceğini öğretin. 
  • Çocuklarınıza öncelikle paylaşmanın gerekçelerini anlatın. Örneğin çocuğunuz okula gidiyorsa paylaşım şarttır. Çünkü okuldaki araç gereçler ve oyuncaklar çocuğa değil okula aittir ve okuldaki tüm çocukların kullanımına açıktır. 

 

 

 

 

Çocuklar için Yemek Düzeni

eating

Büyüme ve gelişme dönemlerinde çocuklarımızın her daim yüksek kalori ve protein almaları gerekir. Açken huzursuz, keyifsiz ve rahatsız görünürler. Fakat eğer çocuklar için bir yemek düzeni oluşturabilir ve bunu uygulayabilirseniz hem siz rahatlarsınız hem de çocuklarınız düzenli yemenin faydalarını görür. Ayrıca yemek düzenini bir rutine oturtabilirseniz aile fertlerinin yemek saatlerinde birlikte vakit geçirebilmesini de sağlayabilirsiniz.

Elbette ki çocuğunuz büyüdükçe onu siz istediğiniz zaman yemeğe oturtmanız güçleşecektir. Bağımsız bir birey olduğunun farkına vardıkça yemek zamanlarını bir güç gösterisine dönüştürmeye çalışabilir. Elbette ki çocuklarımızla yemek hakkında çatışmaya girmek istemeyiz, bu nedenle basit bazı kurallar koyarak bu süreci kolaylaştırabiliriz:

  • Yemek saati yaklaştığında atıştırmalık herhangi bir şey yenmemeli. Ne de olsa gün boyu ufak tefek bir şeyler atıştıran çocuklar yemek saati geldiğinde acıkmış olmazlar.
  • Çocuklarımızın mideleri yüksek kalori ihtiyaçlarıyla ters orantılı bir şekilde küçük olduğundan zaman zaman atıştırma yapmaları kaçınılmazdır. Bu atıştırma ihtiyaçlarını meyve, yoğurt ve tam tahıllı ürünler gibi besinlerle karşılayabilirsiniz.
  • Çocuklarınızla sağlıklı ve düzenli beslenmenin önemi hakkında konuşup, bunun onu ne kadar güçlü ve uzun boylu kılacağını hatırlatabilirsiniz.
  • Çocuğunuz yemek yemek istemese dahi sofrada yanınızda oturmasını isteyin. Ailecek yenen yemekler çocuğunuzun sosyal gelişimine katkı sağlayacaktır.

Çocuklarınızın uygulamaya çalıştığınız yemek düzenine katkıda bulunmalarını sağlamanızın da faydası olacaktır. Örneğin onunla mutfak alışverişine çıkabilir ya da yemek yapımı yahut sofranın kurulması esnasında size yardımcı olmasını isteyerek sürece dahil edebilirsiniz.

Suya Sabuna Dokunmak

handwash

 

Hasta olmak elbette ki kimsenin hoşuna gitmez. Sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak hastalıkların önlenmesinde fayda sağlayabilir ancak bir kez daha hatırlatmakta fayda var: Tüm çocuk doktorları hastalıktan korunmanın en önemli yönteminin el yıkamak olduğunu belirtiyorlar. El yıkamayı bir alışkanlık haline getirmiş ve hiç düşünmeden, neredeyse içgüdüsel olarak yapıyor olabilirsiniz. Nezle ve gribe sebebiyet veren mikropların neredeyse % 51’inin düzgün bir şekilde el yıkayarak öldürülebileceğini belirtirsek sanırım el yıkamanın önemini daha iyi vurgulamış oluruz.

Hepimiz gün boyu yüzlerce farklı nesneye dokunuruz. Dokunduğumuz nesne yahut yüzeyden elimize bulaşan mikropları daha sonra dokunacağımız farklı nesne, yüzey, kişi yahut hayvanlara aktarmış oluruz. Çocuklarımız da gün boyu örneğin bir kedi sevdiklerinde, klozete dokunduklarında ya da arkadaşlarıyla oyuncak alışverişi yaptıklarında çeşitli bakteri ve virüslere maruz kalırlar. Bu mikroplar bir kez ellerine bulaştıktan sonra da:

  • Gözlerini ovuşturarak,
  • Burnuna dokunarak,
  • Ellerini ağzına sokarak

Birkaç saniye içinde haftalarca sürecek bir enfeksiyon kapabilirler. Çocuklarınıza gün boyu ellerini yıkamalarını gerektiren aşağıdaki durumları hatırlatıp onları bu konuda desteklediğiniz taktirde pek çok hastalığın önüne geçebilirsiniz:

  • Yemekten önce
  • Tuvalet sonrası
  • Dışarıda oyun oynadıktan sonra
  • Evcil bir hayvanı sevdikten sonra
  • Hapşırırken yahut öksürürken eliyle ağzını kapadıktan sonra

Peki ama ellerimizi yalnızca suyun altına tutmak yeterli midir? Uzmanlar ellerimizi yıkarken aşağıdaki adımları uygulamamızı önermektedirler:

  • Elleri ıslatın
  • Temiz bir kalıp sabun yahut sıvı sabun kullanın
  • Sabunu iyice köpürtün ve elleri sıkıca ovuşturun
  • 10-15 saniye süreyle elleri ovuşturmaya devam edin
  • Elleri iyice durulayın ve kurutun

Uzmanlara göre ılık su ve antibakteriyel madde içermeyen sabun kullanmak en iyi çözüm. 10-15 saniye size kısa bir süre gibi görünebilir fakat çocukların bu süre boyunca ellerini yıkamaya devam etmelerini sağlamak zor olabilir. El yıkama esnasında birlikte söyleyebileceğiniz kısa bir şarkı yardımıyla bu sürenin keyifli ve hızlı bir şekilde geçmesini sağlayabilirsiniz.

 

 

Blogger Röportajları – 4 (Çiğdem Özdemir – Soran Anne)

sa-blog

Bu haftaki röportajımızı Soran Anne blog sayfasının yaratıcısı Çiğdem Özdemir ile gerçekleştirdik. Kendisine vakit ayırdığı için teşekkür eder, sizlere de keyifli okumalar dileriz…

1. Öncelikle sizi ve blog sayfanızı kısaca tanıyabilir miyiz?

14 yıllık özel sektör hayatından sonra oyuncak alanında girişimci olmuş 2 çocuk annesi bir blog yazarıyım.

www.sorananne.com benim ikinci bloğum. Daha önce indirim üzerine bir blog yazarken artık hayatımın yönüne göre bloğumda değişti.

2. Blog yazmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

Yazmayı severim ama bu her zaman yazarım anlamına gelmesin.

Daha önce bazı portallarda da yazıyordum. Sonra bana ait bir bloğum olsun istedim.

Kendim olabildiğim.

3 yıldır blog yazıyorum. Tabi bunun kesintiye uğradığı zamanlarda oluyor. Çocuklarım 34 ve 2 aylık dersem yeterince iyi açıklamış olurum sanırım.

3. Blog sayfanızı ne sıklıkla güncelliyorsunuz? Katkıda bulunan başka yazarlar var mı?

Oğlum 2 aylık. Bu yaz dönemi biraz ay yazdım ama artık dönüş yaptım diyelim. Haftada ortalama 4-5 kere yazıyorum artık.

4. Bloggerlar aslında sanal dünyada önemli bir görev üstlenmiş durumdalar. Sıradan olmayan ve kendi deneyimleriyle şekillenen bir içerik üretiyorlar. Hatta bazı bloglar çeşitli konularda öneriler yahut deneyimlerin paylaşıldığı bir platform işlevi de görüyor. Siz kendi sayfanızda yayımlayacağınız yazı konularını nasıl belirliyorsunuz?

O kadar keskin çizgilerim yok. Bir gün çocuklarımla ilgili de yazabilirim bir haber bülteninde beni ağlatan haberi de. Ama temelde hep “tecrübe” var.

Ben tecrübelerin peşindeyim. Benim internet kelimesinden anladığım “insanların tecrübelere çabucak ulaşması”.

Eskiden bir elbiseyi bulabilmek için “giyin, evden çık, otobüs vs oraya git “kalmadı” buraya git “gelmesi” vs diye uğraşırdık.

Hayat daha az konu içeriyordu çünkü yavaştı.

Şimdi bir elbiseyi “nerede, kaça, hangi beden, en ucuz nerede vs” gibi arayıp bulmak dakikalar.

Kalan zamanda başka konuları hayatımıza kattı.

5. Siz hangi blogları takip ediyorsunuz?

Her alandaki blogları okumaya çalışıyorum. Moda, gezi, teknoloji, anne-baba vs. Tek aradığım gerçeklik. “fazlaca ben bilirim” olan blogları hemen eliyorum.

6. Blog yazmaya başlayacak anne/babalara tavsiyeleriniz nelerdir? Nereden başlamalılar? Nelere dikkat etmeliler?

Asla kalıplara sıkışmasınlar. Örnek alsınlar ama başkalarını taklit etmesinler. Mesela herkes her gün yazmak sorunda değil. Sadece blog adından “anne” kelimesi geçiyor diye hep annelik üzerine de yazmak zorunda değil.

Blog hem sizin hem de başkalarının.

Aynı anda pek çok sahibi olan tuhaf bir özgürlük aslında.

Bence ellerini klavyenin üstüne koyup ilk tuşa bassınlar.

Gerisi geliyor.

7. Blog sayfanız dışında başka mecraları da (Twitter, Facebook vb.) kullanıyor musunuz?

Twitter da: SoranAnne

Facebook da: Soran Anne ve sorananne.com

Pinterest de: Soran Anne olarak varım.

Bunlar yeterli bence. Daha fazlası için insanın kendi hayatından başka şeyleri çıkarırsa ancak zaman bulabileceğine inanıyorum.

8. Online alışveriş hakkında düşünceleriniz nedir? Çocuğunuz/çocuklarınız için online alışveriş yapıyor musunuz?

Ah işte en sevdiğim konu. Kesinlikle evet. Çok olumlu buluyorum. Artık hayat çok zor. Trafik, zaman, hava şartları, sosyal konum, ailevi görevler. Liste uzuyor da uzuyor. Hayatı kolaylaştırmak lazım.

Bu noktada hem maddi hem de manevi olarak online alışveriş bizler için müthiş bir keşif.

İşini doğru yapan firmaları bulduktan sonra gönül rahatlığı ile alışveriş yapıyorum.

9. Bir bebek sözlüğü derlemek istiyoruz. Çocuk/çocuklarınızın herhangi bir nesne için kullandıkları kendilerine özgü kelimeler var mıdır? Örneğin benim kızım domatese uzun süre monino dedi.

Hazır mısınız yazıyorum: “ısmartalı : ispirtolu (kalem)” icad eden: elif

10. Son olarak KidoMani takipçileriyle çocuk yetiştirmeye dair eğlenceli bir anınızı paylaşabilir misiniz?

Bunun cevabı “çocuk yetiştirmek sonsuz deniz, aslında denizdeki damlalar kadar bizde de eğlenceli anı var”dır.

Ben kuzularımı hayatın içine katarak yetiştirmekten yanayım.

Anı anlatmak yerine sizinle bir fotoğrafımızı paylamak istiyorum:

sa-oklava

Çocuklar ve TV

tv

Çocuk gelişim uzmanları genellikle iki yaşın altındaki bebeklerin televizyonla haşır neşir olmalarını önermemektedirler. Bebeğinizi emzirirken bir yandan Öyle Bir Geçer Zaman ki izlemek ya da dünyadan tamamen kopmamak adına bebeğinizin altını değiştirirken haberlere göz atmak size bir taşla iki kuş vuruyormuş hissi verebilir fakat uzmanların televizyon konusundaki uyarılarının elbette ki bazı nedenleri vardır:

• Televizyon yahut televizyonda DVD izlemenin çocukların gelişimine fayda sağladığına dair herhangi bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır,
• Uzmanlar iki yaşın altındaki bebeklerin televizyondaki görüntüleri bir renk ve ses karmaşası şeklinde duyumsadıklarını, içeriğin büyük bölümünü zaten algılayamadıklarını ifade etmektedirler. Televizyondaki sahnelerin ortalama uzunluğu genellikle beş ila sekiz saniye arasında değiştiğinden bebeğinizin ekranda olup biteni anlamasını beklemek mümkün değildir,
• Bebekler ve küçük yaştaki çocuklar gerçek dünyayla hayali dünya arasındaki farkı ayırt edemezler. Dolayısıyla ekranda gördükleri görüntüleri gerçek dünya zannetme eğilimi gösterirler. Bu konuda yürütülen bazı araştırmalar küçük çocukların çizgi film karakterlerini ekranın içinde gerçekten yaşayan canlılar sandıklarını göstermektedir. Bu da çocukların gerçek dünya hakkındaki algılarını yanlış etkileyebilir.
• Televizyon izlemek çocukların dikkatini dağıtarak gelişimlerinde fayda sağlayabilecek oyuncaklara olan ilgilerini azaltabilir,
• Çocuğunuzun uykuya dalması, yahut dikkatinin kısa süreyle de olsa dağılması için televizyon önüne oturtmak ileride buna bağımlı hale gelmesine neden olabilir,

Elbette ki zaman zaman çocuğunuzun televizyon izlemesini isteyebilirsiniz. Bunu yaparken aşağıda sıraladığımız noktalara dikkat etmeniz hem sizi hem de çocuğunuzu rahatlatacaktır:

• Küçük çocuklar için özel olarak hazırlanmış program yahut DVD leri seçmeye özen gösterin,
• Televizyondaki görüntüleri algılamaya başlayan çocuklar için bazı çizgi filmlerdeki öfkeli hayvanlar yahut yaratıklar korkutucu olabilir. Bu tür korkutucu görüntüleri uzun süre hafızalarından çıkaramayabilirler. İzlemeye karar verdiğiniz çizgi film yahut programda buna benzer görüntüler olmamasına özen gösterebilir yahut siz de çocuğunuzla birlikte aynı programı izleyip gerekli yerlerde müdahale edebilirsiniz,
• Çocuğunuz sizinle birlikteyken kendi televizyon izleme sürenizi en aza indirgemeye çalışın. Böylelikle ona iyi bir örnek teşkil edebilirsiniz,
• Televizyonun sürekli olarak geri planda açık olmasındansa izlediğiniz program bitince televizyonu kapatabilirsiniz,
• Ailecek yediğiniz akşam yemeklerinizde televizyonu hiç açmayın. Böylelikle çocuklar daha çok küçük yaştan ailenin bir araya gelmesinin ve sosyalleşmenin önemini kavramaya başlayacaktır.

Yine de gerçekçi olmakta fayda var: hiçbirimiz çocuklarımız okul çağına gelinceye kadar televizyonlarını tamamen kaldırmayacaktır. Ancak yukarıda bahsi geçen kaliteli program ve çizgi filmlerin sağlayacağı faydalar da vardır. Şöyle ki:

• Kaliteli çocuk programları çocuğunuza alfabe, sayı sayma, temel dil becerisi ve hatta okumayı dahi öğretebilir,
• Program seçimine özen gösterdiğinizde kısa süreliğine de olsa kendinize vakit ayırabilirsiniz,
• Çocuğunuz gerçek hayatta göremeyeceği egzotik hayvanları, tarihi mekanları, müzik aletlerini yahut farklı hayat tarzlarını ekranda görüp öğrenebilir.