Çocuklar için Yemek Düzeni

eating

Büyüme ve gelişme dönemlerinde çocuklarımızın her daim yüksek kalori ve protein almaları gerekir. Açken huzursuz, keyifsiz ve rahatsız görünürler. Fakat eğer çocuklar için bir yemek düzeni oluşturabilir ve bunu uygulayabilirseniz hem siz rahatlarsınız hem de çocuklarınız düzenli yemenin faydalarını görür. Ayrıca yemek düzenini bir rutine oturtabilirseniz aile fertlerinin yemek saatlerinde birlikte vakit geçirebilmesini de sağlayabilirsiniz.

Elbette ki çocuğunuz büyüdükçe onu siz istediğiniz zaman yemeğe oturtmanız güçleşecektir. Bağımsız bir birey olduğunun farkına vardıkça yemek zamanlarını bir güç gösterisine dönüştürmeye çalışabilir. Elbette ki çocuklarımızla yemek hakkında çatışmaya girmek istemeyiz, bu nedenle basit bazı kurallar koyarak bu süreci kolaylaştırabiliriz:

  • Yemek saati yaklaştığında atıştırmalık herhangi bir şey yenmemeli. Ne de olsa gün boyu ufak tefek bir şeyler atıştıran çocuklar yemek saati geldiğinde acıkmış olmazlar.
  • Çocuklarımızın mideleri yüksek kalori ihtiyaçlarıyla ters orantılı bir şekilde küçük olduğundan zaman zaman atıştırma yapmaları kaçınılmazdır. Bu atıştırma ihtiyaçlarını meyve, yoğurt ve tam tahıllı ürünler gibi besinlerle karşılayabilirsiniz.
  • Çocuklarınızla sağlıklı ve düzenli beslenmenin önemi hakkında konuşup, bunun onu ne kadar güçlü ve uzun boylu kılacağını hatırlatabilirsiniz.
  • Çocuğunuz yemek yemek istemese dahi sofrada yanınızda oturmasını isteyin. Ailecek yenen yemekler çocuğunuzun sosyal gelişimine katkı sağlayacaktır.

Çocuklarınızın uygulamaya çalıştığınız yemek düzenine katkıda bulunmalarını sağlamanızın da faydası olacaktır. Örneğin onunla mutfak alışverişine çıkabilir ya da yemek yapımı yahut sofranın kurulması esnasında size yardımcı olmasını isteyerek sürece dahil edebilirsiniz.

Reklamlar

Suya Sabuna Dokunmak

handwash

 

Hasta olmak elbette ki kimsenin hoşuna gitmez. Sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak hastalıkların önlenmesinde fayda sağlayabilir ancak bir kez daha hatırlatmakta fayda var: Tüm çocuk doktorları hastalıktan korunmanın en önemli yönteminin el yıkamak olduğunu belirtiyorlar. El yıkamayı bir alışkanlık haline getirmiş ve hiç düşünmeden, neredeyse içgüdüsel olarak yapıyor olabilirsiniz. Nezle ve gribe sebebiyet veren mikropların neredeyse % 51’inin düzgün bir şekilde el yıkayarak öldürülebileceğini belirtirsek sanırım el yıkamanın önemini daha iyi vurgulamış oluruz.

Hepimiz gün boyu yüzlerce farklı nesneye dokunuruz. Dokunduğumuz nesne yahut yüzeyden elimize bulaşan mikropları daha sonra dokunacağımız farklı nesne, yüzey, kişi yahut hayvanlara aktarmış oluruz. Çocuklarımız da gün boyu örneğin bir kedi sevdiklerinde, klozete dokunduklarında ya da arkadaşlarıyla oyuncak alışverişi yaptıklarında çeşitli bakteri ve virüslere maruz kalırlar. Bu mikroplar bir kez ellerine bulaştıktan sonra da:

  • Gözlerini ovuşturarak,
  • Burnuna dokunarak,
  • Ellerini ağzına sokarak

Birkaç saniye içinde haftalarca sürecek bir enfeksiyon kapabilirler. Çocuklarınıza gün boyu ellerini yıkamalarını gerektiren aşağıdaki durumları hatırlatıp onları bu konuda desteklediğiniz taktirde pek çok hastalığın önüne geçebilirsiniz:

  • Yemekten önce
  • Tuvalet sonrası
  • Dışarıda oyun oynadıktan sonra
  • Evcil bir hayvanı sevdikten sonra
  • Hapşırırken yahut öksürürken eliyle ağzını kapadıktan sonra

Peki ama ellerimizi yalnızca suyun altına tutmak yeterli midir? Uzmanlar ellerimizi yıkarken aşağıdaki adımları uygulamamızı önermektedirler:

  • Elleri ıslatın
  • Temiz bir kalıp sabun yahut sıvı sabun kullanın
  • Sabunu iyice köpürtün ve elleri sıkıca ovuşturun
  • 10-15 saniye süreyle elleri ovuşturmaya devam edin
  • Elleri iyice durulayın ve kurutun

Uzmanlara göre ılık su ve antibakteriyel madde içermeyen sabun kullanmak en iyi çözüm. 10-15 saniye size kısa bir süre gibi görünebilir fakat çocukların bu süre boyunca ellerini yıkamaya devam etmelerini sağlamak zor olabilir. El yıkama esnasında birlikte söyleyebileceğiniz kısa bir şarkı yardımıyla bu sürenin keyifli ve hızlı bir şekilde geçmesini sağlayabilirsiniz.

 

 

Blogger Röportajları – 4 (Çiğdem Özdemir – Soran Anne)

sa-blog

Bu haftaki röportajımızı Soran Anne blog sayfasının yaratıcısı Çiğdem Özdemir ile gerçekleştirdik. Kendisine vakit ayırdığı için teşekkür eder, sizlere de keyifli okumalar dileriz…

1. Öncelikle sizi ve blog sayfanızı kısaca tanıyabilir miyiz?

14 yıllık özel sektör hayatından sonra oyuncak alanında girişimci olmuş 2 çocuk annesi bir blog yazarıyım.

www.sorananne.com benim ikinci bloğum. Daha önce indirim üzerine bir blog yazarken artık hayatımın yönüne göre bloğumda değişti.

2. Blog yazmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

Yazmayı severim ama bu her zaman yazarım anlamına gelmesin.

Daha önce bazı portallarda da yazıyordum. Sonra bana ait bir bloğum olsun istedim.

Kendim olabildiğim.

3 yıldır blog yazıyorum. Tabi bunun kesintiye uğradığı zamanlarda oluyor. Çocuklarım 34 ve 2 aylık dersem yeterince iyi açıklamış olurum sanırım.

3. Blog sayfanızı ne sıklıkla güncelliyorsunuz? Katkıda bulunan başka yazarlar var mı?

Oğlum 2 aylık. Bu yaz dönemi biraz ay yazdım ama artık dönüş yaptım diyelim. Haftada ortalama 4-5 kere yazıyorum artık.

4. Bloggerlar aslında sanal dünyada önemli bir görev üstlenmiş durumdalar. Sıradan olmayan ve kendi deneyimleriyle şekillenen bir içerik üretiyorlar. Hatta bazı bloglar çeşitli konularda öneriler yahut deneyimlerin paylaşıldığı bir platform işlevi de görüyor. Siz kendi sayfanızda yayımlayacağınız yazı konularını nasıl belirliyorsunuz?

O kadar keskin çizgilerim yok. Bir gün çocuklarımla ilgili de yazabilirim bir haber bülteninde beni ağlatan haberi de. Ama temelde hep “tecrübe” var.

Ben tecrübelerin peşindeyim. Benim internet kelimesinden anladığım “insanların tecrübelere çabucak ulaşması”.

Eskiden bir elbiseyi bulabilmek için “giyin, evden çık, otobüs vs oraya git “kalmadı” buraya git “gelmesi” vs diye uğraşırdık.

Hayat daha az konu içeriyordu çünkü yavaştı.

Şimdi bir elbiseyi “nerede, kaça, hangi beden, en ucuz nerede vs” gibi arayıp bulmak dakikalar.

Kalan zamanda başka konuları hayatımıza kattı.

5. Siz hangi blogları takip ediyorsunuz?

Her alandaki blogları okumaya çalışıyorum. Moda, gezi, teknoloji, anne-baba vs. Tek aradığım gerçeklik. “fazlaca ben bilirim” olan blogları hemen eliyorum.

6. Blog yazmaya başlayacak anne/babalara tavsiyeleriniz nelerdir? Nereden başlamalılar? Nelere dikkat etmeliler?

Asla kalıplara sıkışmasınlar. Örnek alsınlar ama başkalarını taklit etmesinler. Mesela herkes her gün yazmak sorunda değil. Sadece blog adından “anne” kelimesi geçiyor diye hep annelik üzerine de yazmak zorunda değil.

Blog hem sizin hem de başkalarının.

Aynı anda pek çok sahibi olan tuhaf bir özgürlük aslında.

Bence ellerini klavyenin üstüne koyup ilk tuşa bassınlar.

Gerisi geliyor.

7. Blog sayfanız dışında başka mecraları da (Twitter, Facebook vb.) kullanıyor musunuz?

Twitter da: SoranAnne

Facebook da: Soran Anne ve sorananne.com

Pinterest de: Soran Anne olarak varım.

Bunlar yeterli bence. Daha fazlası için insanın kendi hayatından başka şeyleri çıkarırsa ancak zaman bulabileceğine inanıyorum.

8. Online alışveriş hakkında düşünceleriniz nedir? Çocuğunuz/çocuklarınız için online alışveriş yapıyor musunuz?

Ah işte en sevdiğim konu. Kesinlikle evet. Çok olumlu buluyorum. Artık hayat çok zor. Trafik, zaman, hava şartları, sosyal konum, ailevi görevler. Liste uzuyor da uzuyor. Hayatı kolaylaştırmak lazım.

Bu noktada hem maddi hem de manevi olarak online alışveriş bizler için müthiş bir keşif.

İşini doğru yapan firmaları bulduktan sonra gönül rahatlığı ile alışveriş yapıyorum.

9. Bir bebek sözlüğü derlemek istiyoruz. Çocuk/çocuklarınızın herhangi bir nesne için kullandıkları kendilerine özgü kelimeler var mıdır? Örneğin benim kızım domatese uzun süre monino dedi.

Hazır mısınız yazıyorum: “ısmartalı : ispirtolu (kalem)” icad eden: elif

10. Son olarak KidoMani takipçileriyle çocuk yetiştirmeye dair eğlenceli bir anınızı paylaşabilir misiniz?

Bunun cevabı “çocuk yetiştirmek sonsuz deniz, aslında denizdeki damlalar kadar bizde de eğlenceli anı var”dır.

Ben kuzularımı hayatın içine katarak yetiştirmekten yanayım.

Anı anlatmak yerine sizinle bir fotoğrafımızı paylamak istiyorum:

sa-oklava

Çocuklar ve TV

tv

Çocuk gelişim uzmanları genellikle iki yaşın altındaki bebeklerin televizyonla haşır neşir olmalarını önermemektedirler. Bebeğinizi emzirirken bir yandan Öyle Bir Geçer Zaman ki izlemek ya da dünyadan tamamen kopmamak adına bebeğinizin altını değiştirirken haberlere göz atmak size bir taşla iki kuş vuruyormuş hissi verebilir fakat uzmanların televizyon konusundaki uyarılarının elbette ki bazı nedenleri vardır:

• Televizyon yahut televizyonda DVD izlemenin çocukların gelişimine fayda sağladığına dair herhangi bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır,
• Uzmanlar iki yaşın altındaki bebeklerin televizyondaki görüntüleri bir renk ve ses karmaşası şeklinde duyumsadıklarını, içeriğin büyük bölümünü zaten algılayamadıklarını ifade etmektedirler. Televizyondaki sahnelerin ortalama uzunluğu genellikle beş ila sekiz saniye arasında değiştiğinden bebeğinizin ekranda olup biteni anlamasını beklemek mümkün değildir,
• Bebekler ve küçük yaştaki çocuklar gerçek dünyayla hayali dünya arasındaki farkı ayırt edemezler. Dolayısıyla ekranda gördükleri görüntüleri gerçek dünya zannetme eğilimi gösterirler. Bu konuda yürütülen bazı araştırmalar küçük çocukların çizgi film karakterlerini ekranın içinde gerçekten yaşayan canlılar sandıklarını göstermektedir. Bu da çocukların gerçek dünya hakkındaki algılarını yanlış etkileyebilir.
• Televizyon izlemek çocukların dikkatini dağıtarak gelişimlerinde fayda sağlayabilecek oyuncaklara olan ilgilerini azaltabilir,
• Çocuğunuzun uykuya dalması, yahut dikkatinin kısa süreyle de olsa dağılması için televizyon önüne oturtmak ileride buna bağımlı hale gelmesine neden olabilir,

Elbette ki zaman zaman çocuğunuzun televizyon izlemesini isteyebilirsiniz. Bunu yaparken aşağıda sıraladığımız noktalara dikkat etmeniz hem sizi hem de çocuğunuzu rahatlatacaktır:

• Küçük çocuklar için özel olarak hazırlanmış program yahut DVD leri seçmeye özen gösterin,
• Televizyondaki görüntüleri algılamaya başlayan çocuklar için bazı çizgi filmlerdeki öfkeli hayvanlar yahut yaratıklar korkutucu olabilir. Bu tür korkutucu görüntüleri uzun süre hafızalarından çıkaramayabilirler. İzlemeye karar verdiğiniz çizgi film yahut programda buna benzer görüntüler olmamasına özen gösterebilir yahut siz de çocuğunuzla birlikte aynı programı izleyip gerekli yerlerde müdahale edebilirsiniz,
• Çocuğunuz sizinle birlikteyken kendi televizyon izleme sürenizi en aza indirgemeye çalışın. Böylelikle ona iyi bir örnek teşkil edebilirsiniz,
• Televizyonun sürekli olarak geri planda açık olmasındansa izlediğiniz program bitince televizyonu kapatabilirsiniz,
• Ailecek yediğiniz akşam yemeklerinizde televizyonu hiç açmayın. Böylelikle çocuklar daha çok küçük yaştan ailenin bir araya gelmesinin ve sosyalleşmenin önemini kavramaya başlayacaktır.

Yine de gerçekçi olmakta fayda var: hiçbirimiz çocuklarımız okul çağına gelinceye kadar televizyonlarını tamamen kaldırmayacaktır. Ancak yukarıda bahsi geçen kaliteli program ve çizgi filmlerin sağlayacağı faydalar da vardır. Şöyle ki:

• Kaliteli çocuk programları çocuğunuza alfabe, sayı sayma, temel dil becerisi ve hatta okumayı dahi öğretebilir,
• Program seçimine özen gösterdiğinizde kısa süreliğine de olsa kendinize vakit ayırabilirsiniz,
• Çocuğunuz gerçek hayatta göremeyeceği egzotik hayvanları, tarihi mekanları, müzik aletlerini yahut farklı hayat tarzlarını ekranda görüp öğrenebilir.

Bebekler ilk ne zaman güler?

smiling cute baby

Hepimiz zaman zaman bebeklerimizin bize ne zaman gülümseyeceklerini düşünür, ilk gülümsemelerini yakalayabilmeye çalışırız. Aslında bilimsel çalışmalar bebeklerin anne karnında dahi gülümsediklerini göstermektedir. Elbette ki bunlar refleksif tepkilerdir ve bebeklerin doğuştan sahip olduğu emme refleksinden farksızdır fakat bebeğiniz doğum anından itibaren sizinle iletişim kurmak ve duygularını ifade etmek ister. Üstelik son derece de hızlı öğrenir!

Ancak doğumdan sonraki 6. ya da 8. hafta civarında bebeğiniz dış uyaranlara karşı gülümseyerek tepki vermeye başlar. Genellikle refleksif gülümsemeyle gerçek gülümsemeyi ayırt etmek güçtür, ancak bebeğinizi gerçekten gülümsüyorsa gözleri dahil tüm yüzünü kullanacaktır. Elbette ki 8. haftaya gelip de bebeğinizin bilinçli bir tepki vererek gülümsediğini görmediğinizde endişeye gerek yoktur zira her bebeğin gelişim süreci farklıdır ve ilk gerçek gülümseme için 12. haftaya kadar bekleyen bebekler de vardır.

Blogger Röportajları – 3 (Banu Özkan Tozluyurt)

banunun dunyasi

Yeni yılın ilk röportajını çok okuyup çok yazan; yazılarını önce Banu’nun Dünyası başlıklı blog sayfasında toplayıp ardından iki de kitap yayımlayan Banu Özkan Tozluyurt ile gerçekleştirdik.

Keyifli okumalar…

  1. Öncelikle sizi ve blog sayfanızı kısaca tanıyabilir miyiz?

Merhabalar. İktisat Fakültesinde okudum ama sayılarla aram hiç iyi olmadı. Konuşmayı, insanlarla iletişim kurmayı çok seviyordum, yönetim danışmanı ve eğitimci oldum, BT Danışmanlık adlı şirketimde çok sayıda şirkete eğitim verip danışmanlık yapıyorum. Dinlemeyi çok seviyordum, kişisel gelişim uzmanı  ve yaşam koçu oldum. Ama en çok yazmayı seviyordum, önce 2005 yılında blogger oldum; seyahate, yemeğe, hobiye, çocuğa kısacası yaşama dair her şeyi yazıyorum, www.banunundunyasi.com da. Sonra  ‘HAYAT ÇOCUKLA GÜZEL’ adlı kitabımı yazdım, kızımla beraber yaptığımız aktiviteleri hikaye şeklinde anlatan. Kolektif kitap olarak üç arkadaşımla hazırladığımız “imza:kızın” benim ikinci kitabım.Şu an çok yeni.  STET Sınır Tanımayan Ebeveynler Topluluğu Derneği yönetimindeyim. Sosyal medya meraklısı,çok okuyan çok yazan çok konuşan ama en çok da dinleyen bir anneyim. Ailem en kıymetlilerim.

  2. Blog yazmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

2005 yılında Almanya’da bir seyahatteydim. Orada bilgisayar karıştırırken bloglar hakkında yazılar okudum ve hemen o gün o dakika orada kendime bir blog açtım. Öyle herhangi bir konu düşünmedim blogu açarken, kendimi yazacaktım. Önce adını LACİVERT koydum, o an orada ilk gözüme çarpan renkti, sırf bu nedenden dolayı. 2012 Mart ayına kadar bu isimle ve blogspot altında yazdım yazılarımı. Marttan itibaren yedi yılımı  “Banu’nun Dünyası” ‘na taşıdım. Yani yedi yılım bitiyor blog camiasında. Şu an gezi, kişisel gelişim, anne çocuk, yemek, sosyal sorumluluk yani kısaca yaşama dair herşeye ucundan dokunuyorum.

3. Blog sayfanızı ne sıklıkla güncelliyorsunuz? Katkıda bulunan başka yazarlar var mı?

Her gün yazmaya çalışıyorum ama en fazla üç gün ara veriyorum. Süreklilik açısından blogu sık sık güncellemek gerek yoksa okuyucu sizi unutuyor. Katkıda bulunan yazarlar diye ayrı bir bölümüm yok ama yazılarını beğendiğim arkadaşlarımdan izin alarak link verebiliyor ya da direk yazıyı koyabiliyorum.

4. Bloggerlar aslında sanal dünyada önemli bir görev üstlenmiş durumdalar. Sıradan olmayan ve kendi deneyimleriyle şekillenen bir içerik üretiyorlar. Hatta bazı bloglar çeşitli konularda öneriler yahut deneyimlerin paylaşıldığı bir platform işlevi de görüyor. Siz kendi sayfanızda yayımlayacağınız yazı konularını nasıl belirliyorsunuz? 

Kendi deneyimlerini yazmak güzel de bazen bloglar arasında bilgi kirliliği de olabiliyor. Blog yazarı bence deneyimini yazarken, bunun kendi yaşadıkları olduğunu, başka kimseleri bağlamayacağını, bir ürün önerirken bunu tek doğru şeklinde önermemeye dikkat etmeli. Özellikle anne çocuk bloglarında çok karşılaşıyoruz, ilaç önerisi, mama önerisi veren yazarlar var. Her ilaç her çocuğa iyi gelmediği gibi, tam tersi çok ters etkiler de yaratabilir. Yani aslında blog yazarken fayda sağlamak amaçlı davranıp çok büyük zararlar ortaya çıkarabiliriz, buna çok dikkat etmek gerek. Ben yazılarımda genellikle başıma gelen olayların bende yarattığı sonucu, duyguyu anlatan konular seçmeye özen gösteriyorum.

5. Siz hangi blogları takip ediyorsunuz?

İsim verirsem şimdi unuttuğum arkadaşlar olabilir, kırabilirim onları  o yüzden çok detaya girmeyim ama gezi blogları, güncel hayattan bahseden bloglar, ara sıra yemek blogları takip ettiklerim. Bunun dışında, blog yazarı o kadar çok arkadaşım var ki, ilgi alanıma girmese bile  onların düşüncelerini, yazılarını okumak bana keyif veriyor.

6. Blog yazmaya başlayacak anne/babalara tavsiyeleriniz nelerdir? Nereden başlamalılar? Nelere dikkat etmeliler?

Çok okunan bazı blogları takip edip onlardan feyz alabilirler. Yanlış anlaşılmasın onların yaptıklarını yapsınlar demiyorum ama onların yazı güncellemeleri, konulara bakış açıları, kullandıkları dil, sayfa düzeni gibi pek çok konuda fikir edinebilirler. Benim gibi bir çok konuda yazabilirler ya da belli bir konu üzerinde yoğunlaşabilirler ama en önemli konu bence şu; tek doğru yok bu hayatta. Kullandıkları dilde buna dikkat etsinler derim. Bir de son zamanlarda bloglar biraz reklam sayfalarına döndü. Tabii ki beğendiğimiz bir ürünü tanıtabiliriz ama yazı girmeyip sırf bu tanıtımlara yer verirlerse bir süre sonra blogu sıkıcı olacaktır. Blogger toplantıları oluyor artık belirli aralıklarla, onlara katılıp değişik konularda yazan bloggerlarla tanışmaları da faydalı olacaktır.

7. Blog sayfanız dışında başka mecraları da (Twitter, Facebook vb.) kullanıyor musunuz?

Evet, twitter, facebook ve çok kullanmasam da pinterest üyeliğim var. Twitterda çok vakit geçirdiğim de doğrudur 🙂

Twitter/banuduru

Facebook/Banu Özkan Tozluyurt

Pinterest/banuduru

8. Online alışveriş hakkında düşünceleriniz nedir? Çocuğunuz/çocuklarınız için online alışveriş yapıyor musunuz?

Evet online alışveriş sitelerini kullanıyorum. Özellikle kızım için çok kaliteli ürünleri uygun fiyatlara alabiliyorum. Tabii zaman zaman geç kaldığım için ürünlerden kalmıyor bunu da çok sık yaşıyorum, o yüzden online alışveriş sitelerinin stoklarını biraz daha iyi ayarlamaları gerektiğini düşünüyorum.

9. Bir bebek sözlüğü derlemek istiyoruz. Çocuk/çocuklarınızın herhangi bir nesne için kullandıkları kendilerine özgü kelimeler var mıdır? Örneğin benim kızım domatese uzun süre monino dedi.

Kızım şu an sekiz yaşında, bu kelimeler bize biraz uzak kaldı ama küçükken “öttebe” diye bir kelimeyi çok kullanırdı. Çok anlamıyorduk ama genelde çok mutlu olduğu anlardan sonra zikrederdi bu kelimeyi. Bir de uzun süre üçüncü kata, katıncı üç dedi.

10. Son olarak KidoMani takipçileriyle çocuk yetiştirmeye dair eğlenceli bir anınızı paylaşabilir misiniz?

Benim anım değil ama babamın yanı Duru’nun dedesinin bir anısı var. Ben iş seyahati nedeniyle kızımı anneannesine bıraktığım bir gün, Duru onlarla parka gitmiş. Eh emanet çocuk ya,  ne yapsa peşindeler. Kapalı tünel şeklindeki kaydırağa binmek istemiş bizimki. İlk defa onlarla bu parka gittiğinden babam tek bırakmaya cesaret edememiş ve birlikte kaymaya karar vermiş. Önüne Duru’yu almış ve girmişler tünele, eh tabi Duru hemen kayıp çıkmış. Tünelin ucunda bekleyen annem beklemiş beklemiş babam yok, dede tünele sıkışıp kalmış 🙂

BANU_OZKAN_-_DURU_TOZLUYURT_(1)[1] duru